Blog yazmaya başladığımda Defne bebekti. O zaman buralar dutluktu. Birkaç anneydik aslında. O zamanlar blogu daha çok kendime günlük gibi yazıyordum. Yazdığım yazıları okuyunca şimdi çok komik buluyorum ama bir o kadar da naif ve güzel geliyor blogun o hali. İşin komik tarafı, yıllardır uğramadığım eski bloguma hala yorumlar geliyor. Buna çok şaşırıyorum. Ben bile unutmuşken başkaları bir şekilde o yazılara hala ulaşıyor.

Sonra bir şekilde boyut değiştirdi blog yazma olayı. Kendime yazdığım bir günlükten ziyade, markalarla yapılan işbirlikler sonucunda işe de dönüştü. Bazı bloggerlar sadece blog yazarak çok iyi paralar kazanıyorlar gerçekten de. Buna da saygım sonsuz. Her gün en az bir, hatta bazı günler iki yazı giren blogger arkadaşlarım var. Bunu yapabilmek için gerçekten de çok disiplinli olmak gerekiyor. Eh bunun da karşılığı bir şekilde olacak, değil mi? Bazen okuyorum sağda solda, yazılardan para kazanıyorlarmış, blog yazmak da iş miymiş, nasıl o kadar bütçe istermiş falan filan. Bal gibi de ister arkadaş! Her gün içerik üretmek kolay mı sanıyorsun? Her gün konu bulmak, o konuya özgün içerik hazırlamak, bunu da düzenli olarak yapmak..kolaysa yap da görelim. Ha, yaptığın zaman göreceksin ki, sen de karşılığını istemeye başlayacaksın.

Bizim evde tüketilmeyen, kullanılmayan bir şeyi yazmam bu arada. Bir ürünü yazıyorsam, bil ki eve giriyor. Hiçbir ücret bana onu yazdıramaz. Hak hukuk olayı çok önemli benim için. Ben para alacağım diye birilerini kandıracaksam, uyuyamam ki bir daha ben.

Fakat son zamanlarda çeşitli sebeplerden yazmayı bıraktım. Blog yazmaya uğraşırken, sosyal medya hesapları daha çok ilgi görüyor diye biraz küstüm sanırım. Aslında yazdan beri öyle. Arada bir, ayıp olmasın diye bir tarif falan paylaşıyorum ama bu da beni rahatsız etmeye başladı. Yazmadıkça soğuyormuş insan, amaan bu hafta hiç yazmadım, haftaya da yazmam n’olacak diyorsun. Sonra dedim ki, blogların önemi üzerine kitaplar yazılıyor, her dakika yeni temalar yapılıyor, yazdığın yazılar kalıcı oluyor, sosyal medyadakiler ise anlık paylaşımlar oluyor. O halde blog yazma işi bitemez! Bitmemeli..

Ben hayatımı an be an paylaşmayı seven biri değilim. Öyle bir isteğim ve misyonum da yok. Hayatım her zaman tozpembe de değil. Bunu -mış gibi göstermek de istemiyorum. O yüzden tribünlere oynamak istemiyorum yazarken. Şunu yazsam çok okunur ya da böyle bir paylaşım çok ses getirir diye yazarsam çok mutsuz olacağım. O yüzden ya her şeyi kapatıp gideceğim, ya da silkelenip kendi tarzımda yazmaya devam edeceğim.

Blogumu, şeklini, tipini, tasarımını çok seviyorum. Yazmayı da seviyorum. O yüzden bir süredir çok ciddi olarak kapatmayı düşünsem de ikincisini tercih edeceğim.  Dün akşam ne olduysa yazma isteğim geri geldi. Bundan sonrası için daha sık yazmayı hedefliyorum. Fakat sadece benim ilgimi çeken konularda. Mesela beğendiğim ürünler, gittiğim yerler, gelişim ile ilgili faydalı bilgiler, benim için olmazsa olmazım pratik tarifler ve arada da kendin yap projeleri. Mutlaka benim gibi düşünen, aynı konulardan hoşlanan ve bundan faydalanan okuyucular çıkacaktır. Onlar da bana yeter :) Böylece hem mutlu olacağım, hem de yazmaya devam edebileceğim.

Bu durumda kendime yeniden hoş buldum diyebilirim, değil mi :)

Yaşasın Blog Yazmak!

HENÜZ YORUM YOK