Geçtiğimiz hafta ani bir kararla tatile gidelim dedik. Geçen yaz tatilinde Avni bizimle olamadığı için hepimize iyi geleceğini düşündük ve rotamızı çizdik. Arabayla çıkıp önce Eskişehir’e, oradan Kapadokya’ya gitmeye karar verdik. Çocuklarla yurtdışına birkaç kez çıkmıştık fakat deniz tatili haricinde kendi memleketimizi hiç göstermemiştik. Bu zamana kadar çok bir şey anlayacak yaşta değillerdi zaten ama artık bilinçlendikleri için tam zamanı dedik ve çocukla Eskişehir nasıl gezilir, görelim dedik. Çok yürüyeceğimiz için scooterları yanımıza aldık ve yola çıktık.

sokak

Eskşehir’de bunun gibi birçok değişik heykel var, çok hoş!

Ani bir kararla gittiğimiz için ve hafta sonu olduğu için otellerin çoğu doluydu. Biz de boş odası olan merkezi bir yer ayarlayıp erkenden yola çıktık. Vardığımızda daha öğlen olmamıştı. Eşyaları odaya bırakıp hemen çıktık ve ilk durağımız olan Odunpazarı’na gittik.

odunp1
Odunpazarı
, Eskişehir’in güney kesimindeki tepelerin üzerine kurulmuş, Osmanlıdöneminden günümüze kadar mimarisini koruyan bir bölge. 1905 yılında Eskişehir’de kentin aşağısında büyük bir yangın çıkmış. Bu yangın esnaf bölgesiniyok edince, ticarethaneler ve kamu binaları bu bölgeye doğru kaymış. Bu evlerin Osmanlı’nın son dönemine yakın gelir düzeyi yüksek aileler tarafından yaptırıldığı söyleniyor.

odunp5 odunp2

Odunpazarı’nda gezerken her dükkanın ayrı güzellikte olduğunu görebilirsiniz. Lületaşından yapılmış onlarca değişik ürün vardı. Piposundan mıknatısa, tespihten minicik heykellere kadar birçok sanat eseri gördük. Sanat eseri diyorum çünkü hepsi elle şekilleniyor ve kusursuz görünüyorlar. Bizimkilerin dikkatini cam üfleme sanatçıları çekti. O kadar hoşlarına gitti ki, oturup camdan balık ve penguen nasıl yapılır, ilgiyle izlediler. Gerçekten de cam çubuktan o şekilleri elde etmek çok keyifli olmalı. Dersini mi alsam acaba diye düşünmedim değil :)

camcam2Gezmekten yoruluca bir şeyler yiyelim dedik ve kendimizi en yakın Çi Börekçisine attık. Evet, yanlış okumadınız, böreğin adı çiğ değil, çi börek. İstanbul’da çok sevmem ama buradaki gerçekten çok lezzetliydi. Bazı şeyleri yerinde yemek lazım!

img_2516Yemekten sonra kahve içmek üzere bölgenin kahvesine oturduk: Tiryakizade Kıraathanesi Gördüğüm en güzel kahveydi diyebilirim, sebebi de şu:kahve1kahve3kahve2Evet, kahvede bir sürü kitap var, hepsi de eski kitaplar, insana yaşanmışlık duygusu veriyor. Bu kitaplar buraya nereden geldi, kimler okudu, okurken ne hissetti acaba diye düşündüm. Biz kahvemizi içerken çocuklar dondurma yiyip enerji depoladılar.

Bir sonraki durak Yılmaz Büyükerşen Balmumu müzesiydi. Burası Türkiye’nin ilk balmumu heykeli müzesidir. Madame Tussaud’a giden varsa, oradaki heykellerin asıllarına ne kadar benzediğini bilir. Buradaki heykellerin bazıları pek benzemese de, genel olarak gayet başarılı bir iş çıkarılmış. Çocuklar tanıdıkları ünlüleri karşılarında görünce pek bir sevindiler.

Eşim için ise en büyük sürpriz Alaattin Yavaşça’nın heykeliyle karşılaşmak oldu, çünkü kendisi eşimin ebesi olur:)


Müzede tarihi kişilerin yanısıra, yerli ve yabancı ünlü 160 kişinin heykeli yer alıyor. İlk girdiğimizde Atatürk’ün çeşitli dönemlerini yansıtan heykellerini görmek oldukça heyecan vericiydi. Sırasıyla Atatürk ve ailesi, Osmanlı hanedanının önde gelen isimleri, yerli ve yabancı devlet adamları, sanatçılar, medya mensupları ve sporcular vardı. Benim için en güzel anlardan biri İlber Hoca ile karşılaşmak oldu.

Merhaba cahiller :))

Bu arada Müzenin gelirleri kız çocukları ile engelli çocukların eğitimi için kullanılıyormuş. bu da çok hoşuma gitti.

Balmumu müzesinden sonra çocuklar oldukça yoruldular. Bütün gün oradan oraya koşturmuştuk ne de olsa. Otele dönüp biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için dışarı çıkacaktık fakat aniden öyle bir yağmur bastırdı ki, otelde resmen mahsur kaldık. Öyle olunca yemeği otele söyledik. Bir saat sonra yağmur dinmişti. Eskişehir’de olduğumuzu gören, Kara Kedi’de boza içmeden dönmeyin dedi. Biz de fırsat bu fırsat hemen oraya da gittik. İstanbul’daki bozayı çok sevmem ama Kara Kedi’dekini çok sevdim. Tadı çok keskin değil, tam aksine çok yumuşaktı. Ben de gidenlere tavsiye ederim.

img_2517

Ertesi gün Sazova Bilim, Sanat ve Kültür Parkına gittik. Burası belki de Türkiye’nin en büyük parklarından biri. İçinde farklı temalarda sahip birkaç merkez bulunuyor. Bence Sazova çocuklu aileler için adeta bir cennet. Masal şatosu, Uzay Evi, Korsan Gemisi, Sazova Parkı Akvaryumu ve Miniatürk ile orada bütün bir gününüzü geçirebilirsiniz. Biz aslında önce uzay evini ziyaret edecektik, fakat açılış saatlerini önceden sormadığımız için (11.00’de bilet satışı başlıyormuş fakat ilk seans 13.30’da) buraya giremedik. Diğerleri 10.00’da açıldığı için önce Miniatürk’e, oradan da Masal Şatosuna gidelim dedik. Korsan Gemisi kapalıydı, sanırım ilkbaharda açacaklar.

masal

Miniatürk’te gezerken ufak bir kaza yaşadık. Emir tırmandığı bir yerden kayarak düştü ve gözlüğüyle mermerden bir platformun kenarına çarptı. Gözlük kırıldı ve kaşını yardı. Çok yakında bir üniversite hastanesinin acili vardı, hemen oraya gittik ve kaşını yapıştırdılar. Keyfimiz kaçmıştı tabii ama ya bu geziyi bu şekilde noktalayacaktık, ya da kaldığımız yerden devam edecektik. Baktık ki Emir gayet iyi, devam etmeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız.

Masal evine gidince tek kelimeyle bayıldık. Öyle güzel yapılmış ki, tam bir masal gibi. Renkler, masal kahramanları..insan kendini bir masalın içindeymiş gibi hissediyor. Burayı ben anlatmayayım da fotoğraflar konuşsun.

masal2 masal3 masal4 masal5 masal6 masal7

Emir en çok parkın etrafında tur atan treni sevdi. Binmek için şatodan koşa koşa çıkmak zorunda kaldık yoksa Emir kıyameti koparırdı. Neyse ki Bir tur attıktan sonra şatoya dönüp kaldığımız yerden gezmeye devam ettik.

masal8

Şatoda günde birkaç kez tiyatro oyunu da oluyor. Çocukları da dahil edip interaktif bir oyun oynuyorlar. Dekor, şatonun kendisi, içindeki detaylar, hepsi gayet kaliteli yapılmış ve fiyatı sudan ucuz. Sazova’daki bütün her şey 3 TL – 5 TL. İnanılmaz! İstanbul’da olsa en az 30-40 TL giriş ödemek zorunda kalırdık.

Masal şatosunu da gezdikten sonra çocukla Eskişehir gezimizi noktaladık ve Ankara’ya doğru hareket ettik. Buralar kadar gelmişken Ata’mıza uğramadan olmazdı, değil mi? Ama o da başka bir yazı konusu olsun.

HENÜZ YORUM YOK