20140217-012559.jpgBen 30. yaşıma bastığımın ertesi günü evlendim.  17 Şubat 2007’de  birbirimize evet dedik. Bu sekiz yıla beş ve üç yaşında iki çocuk, küçük ve orta çapta birkaç kavga,  birçok güzel anı ve en önemlisi, birbirimize karşı bitmeyen kocaman bir sevgiyi sığdırdık. O ilk başlardaki büyük aşk zamanla yerini temeli çok sağlam bir sevgiye bırakıyor, ama bunun için çok çalışmak gerekiyor. Cicim ayları çabuk bitiyor ve aşk azalıp yerini sevgiye bırakmaya başladığı dönemde gözünün körlüğü geçmeye başlıyor. Bir anda evde aslında yabancı biriyle yaşadığını, onda aslında baştan beri var olan, hatta sana önceden şirin gelen bazı özellikleri sana batmaya başlıyor. İşte burada evde bir güç savaşı başlıyor. İki taraf da kendini kabul ettirip üste çıkmaya çalışıyor ve çoğu çift burada çuvallıyor. Uzmanlar evlilikte dört tehlikeli yıl olduğundan bahsediyor. Birincisi balayının sonunda, ikincisi, üçüncü yılın sonunda. Yedi yılın bitiminde ise üçüncü büyük viraj var. Son tehlike evliliğin ileri döneminde, 15’inci yılda karşımıza çıkıyor. Terapistlere göre 6 çiftten biri, bu virajlardan birini geçemiyor ve ipler kopuyor. Çok şükür ki biz ilk üçünü atlattık.

Daha önce nasıl tanıştığımızı anlatmış mıydım?

Ben çok yoğun çalışan ve sürekli seyahat eden biri olarak evlenmeyi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Bana o kadar uzaktı ki, düşüncesi bile kötü geliyordu.

Evlenmeden iki buçuk sene önce ortak arkadaşlarımız bir tanıştırma buluşması ayarladılar.Bana bundan asla bahsetmedi çünkü böyle şeylerden nefret ettiğimi biliyordu.  Evde hasta ve ateşli bir şekilde yatarken arkadaşım hazırlanmamı, beni almaya geleceğini söylemek için aradı. Hayatta olmaz, hasta yatıyorum dememe rağmen dinlemedi. Ben de huysuz ve hasta bir şekilde üstüme kalın bir şeyler geçirip aşağıya indim.

Eve yakın bir cafeye gittik, ben hala niye bu kadar ısrar ettiğini anlamadım. Kalabalık bir grup vardı, ben de masanın bir köşesine oturup yanımdakilerle sohbet etmeye başladım. Eşim de vardı ama onu orada hiç görmedim. Ben masanın bir ucunda, o öteki ucunda oturuyordu. Bir iki saat oturduktan sonra kendimi kötü hissettiğimi ve eve gideceğimi söyleyip kalktım. Ben kalkınca herkes kalktı, böylece vedalaşırken eşimle ayak üstü tanışıp iki kelam ettik. Bütün bu setup’tan habersiz eve gittim.

Ertesi gün arkadaşım onu nasıl bulduğumu sordu. Ben hiç ilgilenmemiştim ve o yüzden iyi birine benziyor dedim, o kadar.

İlerleyen haftalarda bir sürü “sürpriz” buluşma daha ayarladılar. Hadi sinemaya deyip alıyorlardı, bir bakıyordum o da gelmiş ve yanıma oturtulmuş. Böyle şeyler bende ters etki yaptığı için sonunda arkadaşıma yeter artık, saçmalama dedim. Çok üzüldü, bizi çok yakıştırmışlar meğer, gerçekten de çok uğraşmışlardı. Ama böyle ısrar ettikleri için hiç alıcı gözle bakamadım, tam tersi, çok itici geldi.

Sonunda üzülerek vazgeçtiler.

Bir sene sonra bu ortak arkadaşlarımızın düğününde karşılaştık. Karşılaşma o karşılaşma. Kimseye çaktırmadan görüşmeye başladık. Bir süre sonra birlikte olduğumuzu açıklayınca arkadaşlarımız hem çok sevindiler hem de kızdılar. Madem çıkacaktınız, ne diye bizi bu kadar uğraştırdınız dediler, e haksız da sayılmazlar aslında.

On beş ay içinde evlendik.

İyi ki tekrar karşılaştık. İyi ki sana evet dedim. İyi ki çocuklarımın babası oldun çünkü gördüğüm en iyi baba sensin!

Şu aralar çocuklardan dolayı birbirimize çok fazla vakit ayıramıyoruz ama şu son virajı da atlatınca beraber yaşlanırken bütün dünyayı gezdiğimizi hayal edip duruyorum.

Çok güzel olacak, çok…

HENÜZ YORUM YOK