Bir süredir bloguma yazı yazmıyorum, daha doğrusu içimden bir şey yazmak gelmiyordu.  Aralık ortası gencecik, aslan gibi bir delikanlıyı ebedi uykuya uğurladık biz. Tam iki sene boyunca büyük bir yaşam savaşı vermişti bu delikanlı. Şimdi cennette ailesine şefaatçı olmak için bekleyen gerçek bir süper kahraman o. Bugün onun hikayesini anlatmak istiyorum. İyi okuyun, böylesi her zaman karşınıza çıkmaz.

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde,  güzel ülkelerden birinde, yakışıklı mı yakışıklı, tatlı mı tatlı ve sanki içinde bitmeyen pili olan bir çocuk yaşarmış. O çocuğu tanıdığımda 5-6 yaşlarındaydı.

IMG_0123.JPG

Kaşları kalemle çizilmiş gibiydi bu çocuğun. Hiç yerinde duramazdı. Bütün çocuklar çok hareketlidir ama bu başka bir şeydi. Babaannesinin üç katlı yazlık evinin bahçesinde bir çardak vardır. Bu yakışıklı çardağın tepesine tırmanır, ters takla atar ve birinci kattaki balkondan eve girerdi. Benim bile yüreğim ağzıma gelirdi, annesini düşünemiyorum. Hoş o onun o hareketli haline öyle alışkındı ki,  mesela onunla dolabın tepesinde otururken konuşurdu, biz gülerdik ama ona normal gelirdi. Bir de bir cana yakındı ki, görür görmez gelir, sarılır, öperdi. Kendini hemen sevdirirdi kerata.

Bir özelliği daha vardı, acıya çok dayanıklıydı. Kolu kırılsa gıkı çıkmaz, kaç kez ufak tefek kazalar geçirdi, hiçbirini de önemsemez, koşmaya, zıplamaya devam ederdi.

İsmi Eren İlker’ di bu çocuğun, ama biz ona İlkeren derdik.

Gün geldi bu güzel çocuk çok yakışıklı bir delikanlıya dönüştü. 17 yaşında, hayatının baharında, saçlarına çok düşkün, aslan gibi güçlü, hala çok hareketli, çok meraklı bir çocuktu.

IMG_2310-0.PNG

Bir gün İlkeren’ in karnı çok ağrıdı. Bir telefon geldi bana, dediler ki İlkeren’ in apandisiti patladı, ameliyata alındı. Bu ağrı sızı bilmeyen çocuğun karnı bu kadar ağrıyorsa, apandisitten başka ne olabilirdi ki, değil mi?

Hemen ameliyata aldılar, biz de hemen hastaneye koştuk. Güle oynaya çıkmıştı aslan parçası. Her şey yolundaydı yine. En azından biz öyle sanmıştık. Onu ameliyat eden doktor çok endişeli olsa da çok fazla bir şey açıklamamıştı. Ameliyat ederken alt batında misket büyüklüğünde yüzlerce tümör görmüş, bir iki tanesini alıp patolojiye yollamış ve kimseyi endişelendirmemek için fazla bir şey söylememişti.

Sonuçları geldiğinde hepimiz şok olduk. Teşhis kısmında desmoplastik küçük yuvarlak hücreli tümör yazıyordu.  Hiç birimiz böyle bir şeyi daha önce duymamıştık. Daha sonra dünya genelinde sadece 300 kişide olduğunu ve daha çok genç erkeklerde rastlandığını öğrenecektik. Bilinen bir tedavisi yoktu. Bu tümör çok agresif ilerliyormuş ve çok yoğun kemoterapi alanlarda bile sonuç alınmıyormuş.  Doktorlar ona bir buçuk ay ömür verdiler.

İlkeren’ in ilk korkusu saçını kaybetmesiydi. Kesinlikle saçlarını kaybetmek istemiyordu. 17 yaşında genç bir adam için saç ne kadar önemlidir, bilir misiniz?

Hikayenin başında gerçek bir süper kahramanın hikayesinden bahsedeceğimi yazmıştım ya, yanlış yazmışım. Bu hikayede iki tane süper kahraman var. Öbürü İlkeren’ in annesi Filiz abla. Ben hayatımda böyle güçlü bir kadın görmedim. Bu süreçte bana defalarca hayat dersi verdi. Herkes ümitsizliğe kapıldığında bile o her zaman dimdik ayaktaydı. Duruşunu hiçbir zaman bozmadı. Çocuğuna asla hasta gibi davranmadı, ve bu İlkeren’ e öyle iyi geldi ki..

Herkes kemoterapi alsın derken, Filiz abla bu opsiyonu istemedi. İtiraf etmeliyim ki, ben de o zaman bu kararına şaşırmıştım. Hepimiz kansere karşı kemoterapinin tek çare olduğunu düşünürüz ya, öyle duymuştuk hep. Ama artık onkologlar da kemonun sadece bazı türlerde etkili olduğunu kabul ediyorlar. Bu türde ise çok ağır bir kemoterapi uygulandığı halde, işe yaramıyordu. Filiz abla oğluna bunu yapmak istemedi. Alternatif tıpla tedavi etmeye karar verdiler. İyi ki de yapmışlar. Beslenme konusunda inanılmaz iyi biriyle yola çıktılar. Onun sayesinde İlkeren hastalığının ilk bir buçuk senesini çok kaliteli geçirdi. Sadece bir buçuk ay ömür verilmişti halbuki. Okula gidemiyordu ve çok sevdiği sporunu yapamıyordu, onun dışında canının istediği her şeyi yapabiliyordu. Arkadaşlarıyla geziyordu, tozuyordu, araba kullanıyordu, duruma rağmen keyfi yerindeydi.

2014’ün ilkbaharında durumu biraz ağırlaşmaya başladı. Çok detaya girmek istemiyorum ama, o zamandan sonra tablo hep aşağı doğru indi. Son yarım senesinde ise çok acı çekti yavrum. O anne var ya o anne, gözünün önünde çocuğu eriyip gittiği halde hep dimdik durmaya devam etti. Diyorum ya, inanılmaz biri o. Dünyanın en iyi annesi ödülü hayatının sonuna kadar ona verilse yetmez.

16 Aralık akşamı ablamda idim.  İçim çok huzursuzdu, kardeşimle hastaneye gitmek istedik ama akşam trafiğinin biraz rahatlamasını bekliyordum. Artık çok ağırlaşmıştı ve bir an önce gitmek istiyordum. Daha fazla dayanamayarak ablamın evinden çıktım. Hala biraz trafik vardı.  Telefonum çaldı, arayan kardeşimdi. Beni bekliyordu ve ona çıktığımı söylemiştim. O yüzden bu telefonun iyi haber olmadığını hemen anladım. Karşıdaki ses sadece “onu kaybettik..” diyebildi ve hıçkırıklarla ağlıyordu. Her yer etrafında dönmeye başladı…

Kardeşimi aldığım gibi Filiz ablanın evine gittik. Herkes ağlıyordu. Filiz abla yine dimdik ayaktaydı.

Diyorum ya,  yine hayat dersi vermişti hepimize. Ciğeri yanıyordu ama bir kez bile isyan etmedi. Oğlu ağrılarından kurtulmuş, günahsız bir şekilde O’ nun yanına gitmişti. Kurtulmuştu, olabilecek en güzel yerdeydi artık.

Cenaze töreninde ilk defa gözyaşı akıttığını gördüm ama orada bile derin bir iç çekerek “ohhh çok rahatladım, oğlum artık acı çekmiyor” dedi.

O gece alt komşusu çok güzel bir ruya gördü. İlkeren en sağlıklı haliyle apartmanın karşısındaki ağaçtan meyve toplayıp yiyordu. Her kopardığı meyve, farklı bir meyveydi. Keyfi çok yerindeydi.

Bu rüyadan sonra Filiz abla iyice rahatladı, hepimiz rahatladık. Aslan parçamız cennette, ailesine, belki bizlere de şefaatçi olmak için bekliyor. Hastalığı boyunca yiyemediği şeyleri şimdi fazlasıyla telafi ederek hem de.

Bu yazıyla sana hoşça kal demek istiyorum delikanlı, bir gün inşallah yeniden buluşacağız. Sana hep dua ediyoruz, sen de bize et, olur mu.

Son olarak bu şarkı sana ve annene.. iki kahramanıma…

 

8 YORUMLAR

  1. Zor bir surec bu kadar içten anlatilabilir. Allah Size ailesine tüm geride bıraktıklarına sabır versin. Anneyi yüreğime bastırıyorum duruşuna yazdıklarınıza saygiyla egiliyorum. Ben de sevgili İlkeren için dua ediyorum. Huzur içinde olsun….
    Sevgiler. .

  2. Yüreğine sağlık canım…Okudukça gözyaşlarıma hakim olamadım. Serpilciğimel yaşadığımız o günler an be an film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden.. Allah mekanlarını cennet etsin inşaallaahh… Aslında soylemek ıfade etmek ıstediğim bır cok sey var ama şu anda feci kilitlenmiş durumdayım Azracım…Çok öpüyorum seni ellerine yüregine sağlık canım…

  3. Azracim çok duygulandım teşekkür ederim. Biliyorsun ne kadar kötü gözükürse gözüksün son anına kadar hep iyileşeceğine inandım. Ve onun iyileşme hikayesini anlatan bir kitap yazacaktım. Vefat ettiğinde bir arkadaşım kitabı yazıp yazmayacağımı sordu. Ben de artık anlamı kalmadı dedim. Çünkü iyileşme hikayesi olacaktı. Ama şimdi karar verdim. Kendimi biraz toparlayayım,Ilkerenin kahramanlık hikayesini yazacağım. Semin de eline diline sağlık. Herşey gönlünce olsun. Seni seviyorum

  4. Sen de benim tanıdığım en kaliteli cesaretli dirayetli annelerden birisin. Sizin de başınıza Emirle ilgili kolay kolay kimsenin başına gelmeyecek şey geldi. Ama siz de hem anne hem baba olarak zor ama başarılı bir sınav verdiniz . Hem madden hem manen sizi zorlayan bir ameliyatin altindan kalktiniz. Ben de sizleri tebrik ediyor ve bir daha başınıza böyle şeyler gelmemesi için dua ediyorum. Anneler ve babalar evlatlarından dolayı üzülmesinler