Bir önceki yazımda oyun terapisi serüvenimizin nasıl başladığını yazmıştım. Büyük gün gelmişti. Suzi‘den randevumuzu alıp gittik. İlk başta biraz tedirgin olduğumu itiraf etmeliyim. Emir o aralar erkeklere daha çabuk ısınıyor, kadınlara çok daha mesafeli duruyordu. Sebebini bilmiyorum, tanımadığı kadınlar (hemşireler) ondan sürekli kan almıştı, pansuman yapmıştı o dönem, ondan olabilir diye düşünüyorum. Bu endişemden Iraz’a da bahsettim, fakat o Suzi’ye çok güvendiğini söyleyip denememizi istemişti.

İçeri girdiğimizde Emir çok tedirgindi. Başına ne geleceğini bilmediği için bana yapışık bir şekilde oturuyordu. Sürekli oyun oynayacağımızı, bitince de eve gideceğimizi söylememe rağmen endişesi hep devam etti. Bir süre sonra Suzi yanımıza geldi ve Emir’in göz hizasına eğilerek kendini tanıttı. Emir istemiyorum diye ağlandı ve bakmak dahi istemedi. Suzi ona zorla hiçbir şey yaptırmayacağını, Emir ne isterse onu yapacaklarını söyledi. İsterse odaya geçmeden salonda oynayabileceklerini, ya da beni de yanlarına alarak odaya geçebileceklerini söyledi. Emir ona çok fazla bakmadan “anne sen de gel” deyince, odaya geçtik. Odada bir sürü değişik oyuncak vardı. Arabalar, itfaiyeler, ambulans, çeşit çeşit bebekler, kocaman bir bebek evi, pelüş hayvanlar, doktor seti, kılıç, minik plastik hayvancıklar, kuklalar, kutu oyunları….Aklınıza ne gelirse…çocuklar için tam bir cennet! Emir istemeye istemeye gitmişti ama bu yeni oyuncaklar onu çok cezbetti. O an hiç çaktırmasa da, oynamak için can attığını görebiliyordum. Buna rağmen Suzi ona ne oynamak istediğini sorunca, “istemiyorum” diye diretmeye devam etti. Suzi kararına saygı gösterip “şu anda canın oynamak istemiyor. istersen annenle oynamaya başlayalım, sen de istersen sonra bize katılırsın” dedi. Bu teklif çok hoşuna gitti, ve bir kutuda duran iki tane trenle oynamamızı istedi.

İkimiz de birer tren aldık. Bir tanesi daha sağlamdı, öteki çarpışınca hemen dağılıyordu. Bir süre trenleri çarpıştırdık. Bu oyun onu öyle heyecanlandırdı ki, kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Heyecandan trenlerden birini alıp ötekine atmaya başladı. Kesinlikle herhangi bir zorlama ile karşılaşmayınca bizimki çözülmeye başlamıştı. Suzi ile çok iyi anlaştılar. Süre bitene kadar Emir ne isterse onu oynadılar. Kuşkularım oracıkta uçtu gitti, Suzi’nin bize çok iyi geleceğini o an anlamıştım.

Yaz tatilinde bile çok nadir aksatıp her hafta randevumuza koşa koşa gittik. Emir de iple çekiyordu artık ziyaretleri. Bazen üst üste gitmek istediği de oluyordu, orayı ne kadar sevdiğini siz anlayın. Bu süreçte Suzi ona her oyunda ne kadar güçlü olduğunu tekrar etti. Uzun bir süre tren çarpıştırma oyunu oynadılar. Aslında bakarsanız Emir ilk zamanlar çok karışık oynuyordu. Oyundan oyuna atlıyor, hiçbirini uzun uzun oynamıyordu. Okula alışma süreci için dikkatini bir oyuna vermek çok önemli. Anaokulunda bir derste yirmi dakika boyunca aynı şeyi -örneğin resim yapmak, etkinlik yapmak, yabancı dil öğrenmek gibi -yaptıkları için, dikkat toplama süreleri üzerine çalıştılar. Eline hiç kalem almayan çocuk, zamanla resim yapmaya başlamıştı. Benim için inanılmaz bir süreçti.

Asıl çözmek istediğimiz konu, ameliyat sonrası oluşan doktor ve muayene fobisiydi. İlk birkaç ay doktor setini asla eline almak istemedi. Hatta biz Suzi ile doktorculuk oynayalım dediğinde çok tedirgin oluyor, Suzi bana iğne yapmak istediğinde kıyameti koparıyordu. Ben Suzi’ye iğne yapabiliyordum, fakat bana yapılmasını asla istemiyordu, hemen ağlayarak müdahale ediyordu. Bu müdahaleleri yaptıkça için için öyle üzülüyordum ki, hiç düzelmeyecek diyordum. Çocukta ciddi bir travma oluşmuştu ve bunu çözmek belli ki uzun sürecekti.

Bununla birlikte Emir ilk birkaç ay bensiz asla odaya girmedi. Suzi’ye tam olarak güvenmesi çok uzun sürdü, hatta 4-5 ay boyunca her hafta gitmemize rağmen, odanın dışında beklemeye ancak başlayabilmiştim. Oda kapısının açık olması şartıyla ve iş yapacağım bahanesiyle bir sandalyede kapının önünde oturuyordum. Onlar ise içeride kahkahalarla oyunuyorlardı. Birkaç hafta böyle geçti. Sonra yavaş yavaş beni salonda bırakıp içeriye girmeye başladı. Uzun zamandır beklediğim o an sonunda gelmişti. Bunun benim için ne demek olduğunu anlatamam.

O andan sonra Emir dışarıya karşı epey değişti, rahatladı. Artık yabancılarla çok daha rahat iletişim kuruyor, kendini çok güzel ifade etmeye başlıyordu. Oyunlarda da yavaş yavaş doktorculuk oyunları da çok daha rahat oynanıyordu. Pelüş köpeklerden biri çok hasta oluyor, doktor Emir ise onu iyileştiriyordu. Bu oyunu evde oynadığımızda, bana da güle oynaya iğne yapıyordu.

Biz artık muayenelere çok daha rahat gitmeye başladık. Artık Emir kıyameti koparmıyor, tam aksine, muayene olurken keyif bile alıyor. Göz doktorunun çalıştığı hastanenin önünden geçerken, “hadi anne, Özer amcaya (göz doktoru) gidelim!” diyor. Okulda çok fazla keyif alıyor, bunda okulun tutumu da çok etkili oldu, onu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Anlayacağınız, oyun terapisi bize çok çok iyi geldi. Emir çok yol katettiği için yavaş yavaş bitirebiliriz terapiyi dedi psikologumuz son ziyaretimizde. Beraber gerçekten çok çalıştık, çok uğraştık oğlumla.. Sonunda başardığımızı duymak, tarifi çok zor bir his. Beni böyle travmalar yaşayan çocukların anneleri çok daha iyi anlayacaktır.

Biz artık çok iyiyiz..Eğer çocuğunuz bir travma yaşadıysa veya normal olmadığını düşündüğünüz bir davranış sergiliyorsa, lütfen onu oyun terapisine götürün. Ne kadar erken çözülürse, hepiniz için o kadar iyi..

Son olarak Emir’ime kocaman bir maşallah ve aferin isterim. Sanırım bunu gerçekten hak etti :)

 

 

HENÜZ YORUM YOK